
Herkes birkaç saat öncesi sevdikleriyle beraber evinin bir köşesinde oturmuş çaylarını yudumlayarak sohbet ediyorlardı. Belki dertlerini konuşuyorlardı, belki sevinçlerini… Kim bilir geleceğe dair ne hayaller kuruyorlardı. Kimi dargın uyudu o gece, kimi sevdiğine sımsıkı sarılarak, çocuklarına öpücük kondurarak… Ve bunların son olduğunu bilmeden, yarın uyanacakmışçasına kapadılar gözlerini uykunun sessiz derinliğine.
Uykularının en tatlı halinde bir sarsıntı yakaladı onları; ardından kulakları sağır eden bir uğultu, çığlık sesleri ve saniyeler içerisinde binaların yıkılmasıyla sonsuz, ağrılı, acılı ve derin bir sessizlik kapladı geceyi.
Tahayyül dahi edemeyeceğimiz o sarsıntının büyüklüğünü hepimiz biliyoruz artık. Yüzyılın en büyük depremi dedi bilim adamları, peş peşe sarsıldı zemin, peş peşe göçüp gitti nice yuva… Sözler yarım, hayaller yarım, her şey yarım kaldı. Oysa tamamlanacak daha çok şey vardı. Olmadı…
On binlerce kişi öldü, yüz binlerce kişi yaralandı. Nice yavru anasız babasız kaldı, nice analar babalar yavrusuz… Nice eşler bulamadı yanında sevdiğini. Nicesi bir anda kaybetti tüm ailesini. Nasıl tarif edilebilir ki bu acı? Nereye kadar haykırsak duyulur ki acının o gürültülü sesi? Ne desek, hangi kelimeyi, hangi cümleyi kursak anlatabiliriz ki? Anlatılmaz… Anlatılmaz kardeşler, anlatılmıyor. Bir yangın gibi yakıp geçiyor her şeyi, herkesi.
Depremzede kardeşlerimizle beraber bizim de ciğerlerimiz yandı, biz de kaldık enkaz altında, biz de kaybettik bir anda her şeyimizi. Gözümüz yaşlı, gönlümüz mahzun, ekrandan izledik tüm olan felaketi.
İnsan yediği, içtiği yemeklerden; yattığı yataktan, aldığı nefesten utanır mıymış? Utandık… Bir nefes olsam enkaz altındaki kardeşlerimize dedik, bir kepçe veya vinç olsam da kaldırsam saniyesinde şu moloz yığınlarını… Kaldırsam da kurtarsam yaşama tutunmak isteyen canlarımızı.
Nitekim acıyı da, umudu da, sevinci de aynı anda yaşadık. Depremde hayatını kaybeden on binlerce insana canımız yanarken, günler sonra enkaz altından çıkarılan insanları gördükçe sevinçten ağladık. Biz şurada birkaç saat aç kalınca hemen yemeğe saldırıyoruz. Ya enkaz altında günler sonra çıkarılan insanlar nasıl dayandı? Aç, susuz, daracık, karanlık bir yerde kaç saat kaç gün geçtiğini bilmeden, yaşama tutunmaya çalışmak… Nasıl izah edilir bilmiyorum. O bebeklerin iki saatte bir emzirilmesi gerekirken, günler sonra sapasağlam bir şekilde çıkmaları… İnsan aklını yitirecek gibi oluyor, nasıl olabilir, nasıl dayandılar diyor?
Sonra tek bir cevap yankılanıyor kulaklarımızda. Allah her şeye kâdirdir… O’nun gücü her şeye yetendir. O yaşatan ve öldürendir. O’nun ol demesiyle her şey olandır… O nefes ve hayat verendir, güç ve kuvvet verendir.
Hepimiz enkaz altında kaldık… Ruhumuz, kalbimiz onlarla yaşama tutunmak, yaralarını sarmak, bir nefes olabilmek için didindi. Tek yürek olduk biz. Öyle güzel tek yürek olduk ki; değil Türkiye’min her köşesi, dünyanın binbir köşesinden nice yardımlar yağdı. Bir yanda yıkım, bir yanda birlik ve beraberlik.
Ben böyle güzel ülke görmedim. Cebindeki son kuruşu dahi gönderen nice insanın güzel yüreklerine şahit olduk. Anlatılamayacak kadar yürekleri titreten yardımlar yağdı bir yağmur gibi üzerlerine; biraz yükleri hafiflesin, yaralarına merhem olalım istedik. Onların acısını burada yazıyla anlatmam mümkün değil; empati yapabilmek için aynı dertten muzdarip olmak da yeter mi bilmiyorum ama ciğerimiz söküldü… Onlarla beraber ağladık, onlarla beraber umutlu bir şekilde bekledik. Sadece bunu söyleyebilirim… Yandık, yandık ki ne yandık…
Depremzede kardeşlerimiz orada canlarıyla, mallarıyla, sevdiklerinin acısıyla imtihan olurken; bizler burada onların acısını ne kadar hissedebildiğimiz ve ne ölçüde yardım edebildiğimizle sınandık. Bizler sağlıklı bir şekilde sıcacık evlerimizde otururken imanımızın ne noktada olduğunu sorgular olduk. Sorgulayalım da zaten. Malın,mülkün,işin,başarının, diplomanın, kısacası her şeyin saniyeler içerisinde yok oluşuna yakından veya uzaktan şahit olan Müslümanlar olarak; ölüm bize de gelinceye dek, Allah için ne yaptık, neler yapabiliriz diye düşünmemiz gerek. Belki de şakaklarımız zonklayana dek düşünmemiz gereken dönemden geçiyoruz. Bu imtihanlardan payıma ne düştü, ne ders çıkardım, neleri değiştirmem ve düzeltmem gerekiyor? Diye hâlâ sorgulamıyorsak kendimizi; vay halimize… İmanımız da enkaz altında kalmış; başımız sağ olsun.
Hepimizin yüzüne bir tokat gibi çarptı dünyaperestliğimiz.
Dert edindiğimiz şeylere utandık. Dünyaya ne kadar daldığımızı gördük. Günah ve hatalarımızın sığ koylarında boğduk kendimizi. Bir tokat gibi çarptı yüzümüze gerçekler; ezildikçe ezildik altında ‘kendi vicdanımızın’.
Artık kendimizi silkeleme zamanımız geldi diye düşünüyorum.
Kırgınsan affet, seviyorsan söyle, günah işlediysen tövbe et, zamanın ve sevdiklerinin kıymetini çok iyi bil. Erteleme hiçbir şeyi. Çünkü ölüm ansızın geliyor… Gelecek. İnsan nisyan kökünden türemiş; bu zamanların acısını da unutacak; yeni bir imtihanın doğumu, geçmiş acıların sancısını unutturacak. Yaşadıkça hep bir şeylerle sınanacak insanoğlu. Bundan kaçış yok, fakat nefes aldıkça bir şeyleri değiştirmek ve yeniden başlamak için şansımız var. Allah mühlet veriyor, bu süreyi iyi değerlendirebilene ne mutlu. Dilerim bu sarsıntılar, bu felaketler bize bir ders olur. Dilerim daha güzel yaşayabilmek adına çabalarız tüm benliğimizle.
Bir kez daha depremde hayatını kaybeden canım ülkemin insanlarına rahmet diliyorum. Rabbim mekanlarını cennet eylesin; geride kalan acılı ailelerinin yüreklerine ferahlık ve akabinde dayanma gücü versin. Yaralı olanlara da Hz.Eyüp peygamberimize verdiği şifadan tez şekilde versin. Rabbim bir daha böyle büyük felaketler yaşatmasın biz kullarına. O’ndan geldik ve yine O’na döneceğiz… Hepimize merhamet etsin. Lütfen depremzede kardeşlerimize yardım ederken, belirli bir süre daha düzenli bir şekilde yardımlarımızı elimizden geldiğince yapalım. Bu yaralar kolay sarılmayacak ama el ele verirsek Allah’ın izniyle üstesinden geleceğiz… Biz imanlı kullarız. Rabbim bize yeter, O ne güzel vekildir…
Son olarak Zilzal Sûresinin mealini iliştiriyorum şuracığa. Belki bir şeyler uyanır yüreklerimizde. Selam ve dua ile…
Çokça selam ve dua ile… Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle.
-
1- Yer o yaman sarsıntı ile sarsıldığı,
-
2- Yer, içindeki ağırlıkları çıkarıp dışarı attığı,
-
3- Ve insan: “Ona ne oluyor?”dediği zaman.
-
4- O gün yer, bütün haberlerini anlatır.
-
5- Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir.
-
6- O gün insanlar, amellerinin karşılığı kendilerine gösterilmek üzere bölük bölük çıkacaklardır.
-
7- Her kim zerre kadar hayır işlemişse onu görecektir.
-
8-Her kim, zerre kadar şer işlemişse onu görecektir.
