Bu ramazanda senin payına ne düştü?


tugce_cakir_bu_ramazan_senin_payina_ne_dustu_1.jpg

Bu ramazanda senin payına ne düştü?

Ol deyince olduran Allah’ın adıyla başlarım…

Her sene ramazan ayının gelişine binaen yazı yazarım içimden geldiğince. Yazdığım yazıların, her sene içinde bu kadar değişiklik göstereceği kimin aklına gelirdi. Geçen senelerde pandemide ramazan ayını anlatırken, bu sene hepimizi derinden sarsan deprem felaketinin taze yaralarıyla yazıyorum. Bu sefer size orucun, ramazan ayının mahiyetlerini tek tek yazmak yerine, tamamen içimden geldiği gibi seslenmek istiyorum. Zira çoğumuz oruç ne demek, neden oruç tutarız, ramazan ayında neler olmuş? Gibi soruların cevaplarına aşinayız.

Buruk başladığımız bu ramazan ayında orucumu tutarken, belki de ilk kez bu kadar titredim ve etkilendim. Depremde günlerce aç ve susuz bir şekilde enkaz altında bekleyen nice insanın nasıl oluyor da dayanabildiklerini düşünmeye çalıştım. Düşündüm, düşündüm, düşündüm… açlıktan guruldayan karnım, susamaktan dolayı kuruyan dudaklarımla utanarak düşündüm. Biz birkaç saat açlığa dayanamaz ve sızlanır hale gelirken, onların nasıl böylesine dayanabildiklerini düşündüm… boğazım düğümlendi, gözlerim yaşardı ve sadece ağzımdan çıkan tek söz; ‘Allah’ oldu. Şüphesiz ki bu Rabbim’in bir mucizesiydi. Oruç tutmanın ne demek olduğunu biliyordum da ilk kez bu kadar derinden sarsıldığım bir oruç olmamıştı hiç. Bu da belki nefsimizin kötü istek ve arzularını bıçak gibi kesen, hak yol ve şeytan yolu arasında kalan ruhumuzun ipine prangalar indiren hikmetli bir olaydır. Yaşadığımız her olay, gönül penceremizin önüne bir saksı bırakıp, ekmemiz gereken tohumların ne olduğunu düşünmemizi istiyordur.

Düşünelim de zaten. Bazen çok düşünmek insanı zehirleyen bir şey olsa da, bu gibi konularda derin düşünmek gaflet uykusundan uyanmamıza vesile olabilir. Bu yüzden yaşadığımız her olayı derince düşünüp, payımıza düşeni alalım.

Beni bu ramazan ayında bir diğer düşünmeye sevk eden şey ise; nefsimizi bu ayda köreltebilirken, diğer aylarda bu kadar itina gösteremediğimiz hususu. Şöyle ki, Rabbimiz imsak vaktine kadar yiyin için, akşam ezanına kadar hiçbir şey yemek içmek yok, ancak akşam ezanı okunduğu an orucunu açabilirsin diyor. Ve biz buna öyle imtina göstererek uyuyoruz ki… o ezan okunmadan hiçbirimiz ağzımıza bir şey götürmeye tenezzül bile edemiyoruz. Allah’ın çizdiği bu sınırı asla aşamıyoruz. SubhanAllah… evet hepimiz nefsimize bu konuda söz geçirebiliyoruz da, neden diğer haram ve yasak olan şeyler hususunda bu kadar keskin hatlarımız olmuyor? Neden onlara da ‘hayır! Bu Allah’ın yasak etmiş olduğu bir şey, ben buna yaklaşamam, dokunamam, yapamam, edemem’ diyemiyoruz? 

İşte düşünülmesi gereken derin bir mevzu daha… Neden bu ramazan ayında bu kadar içselleştirdiğimi anlamasam da nefsimin ne kadar bedbaht olduğunu anlamam için bazen bir düşünce, bir olay, bir kişi, bir nesnenin beni tokatlaması gerekiyormuş. 

Yine de öyle güzel, öyle huzur dolu bir aydayız ki. Bu aya tekrar erişebilmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Yaşıyoruz…

Herkesin birbirine şefkatle ve merhametle yaklaştığı, iyiliğin ve paylaşmanın çoğaldığı, tebessümlerin arttığı, çok olanın az olana verdiği, tefekkür ve tevekkülün yükseldiği, ibadetlerin daha lezzetli bir hale büründüğü bu ayın, yaralanmış ruhumuza ve günahlardan siyaha boyanmış kalplerimize şifa olmasını diliyorum. Rabbim öyle bir şifa versin ki maneviyatımıza, hiçbir günahın, kirin izi kalmasın bizlerde… 

Dilerim bu heyecan bizi daima diri tutar. 

Çocukların tekne orucunu öğrendikleri, ilk iftar ve sahurlarını yaptıkları, unutup bir şeyler yiyip içtikleri, pidelerini alıp eve dönerlerken dayanamayıp ucundan ısırdıkları, belki ilk kez namazla tanıştıkları, ilk kez camiye teravih namazına gittikleri, sevimli, tatlı ve heyecan dolu bir karşılama olmuştur eminim ki bu ramazan ayını.

Biz yetişkinler içinse; nefis muhasebesi yaptığımız, günahlarımızdan tövbe ettiğimiz, namaza başladığımız veya düzelttiğimiz, sadakamızı verdiğimiz, kırgınlıklarımızı bir kenara bıraktığımız, ölümün olduğunu hatırda tutarak küslerle barıştığımız, ibadetlerimize dikkat ettiğimiz, arındığımız, yenilendiğimiz, yeniden başlamak için şevklendiğimiz, iyilikleri büyütüp, kötülükleri küçülttüğümüz, bize iyi gelen, bize Allah’ı daha çok hatırlatan, maneviyat dolu, heyecanlı bir ay ve karşılama olmuştur bu ramazan ayı…

Bir iftarınızdan sonra içtiğiniz çayda arayın kalbinizin mesrurunu, bir sahur sofrasında dinleyin ruhunuzun sesini, bir namazda bulun bâki huzurunuzu, bir ayette bulun gerçeğinizi… 

Bu aya erişebilmiş olmanın şükrünü eda edebildiğimiz, bir önceki ramazan ayının üzerine bir şeyler katıp yenilendiğimiz bir ramazan dilerim.

Rabbim oruçlarımızı, ibadetlerimizi, hâyr’larımızı kabul etsin. 

Selam ve dua ile…

Laat een reactie achter

Je e-mailadres wordt niet gepubliceerd. Vereiste velden zijn gemarkeerd met *

Scroll naar boven